Günümüz insanı artan yaşam süreleri ile birlikte, yaşlanma sürecini yavaşlatmak, gençliğini daha uzun süre
devam ettirmek, dinamik bir görüntüye kavuşmak istiyor. Altın İğne uygulaması bu ihtiyaca cevap veriyor.

Yaşlanma bulgularının görünür olduğu en temel organımız derimiz… Yaşlanma süreci içinde deri, diğer organlar gibi kronolojik olarak yaşlanırken aynı zamanda dış ortamla teması nedeniyle çevresel faktörlerden de etkileniyor. Dolayısıyla deri, “ekstrensek yaşlanma” olarak tarif edilen dış etkenlere bağlı olarak da yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Yaşlanan deride, epidermis ve supkutan tabakalarının tamamında değişiklikler oluşuyor.

“Yaşlanma sürecinde epidermal yenilenme zamanı %30-50 uzuyor, derinin kendini yenileme kapasitesi ve epidermis kalınlığı azalıyor. Dermiste, fibroblast sayısı ve işlevleri azalırken, kolajen ve elastin sentezinde azalma sonucunda gevşeme ve kırışma gözleniyor. Bu etkileri zamanla supepidermal yağ dokusunda azalma takip ediyor. Bu bulgu deride sarkmayı artırırken derinin travmalara direncini azaltıyor.”

Günümüzde uygulanan ameliyatsız cilt gençleştirme tedavilerinin temel prensibi, yaşlanma sürecindeki derinin
tekrar yenilenmesini ve bozulmaya başlayan kolajen ve elastin liflerinin yeniden oluşmasını sağlamak. Her geçen gün yeni bir teknoloji ile tanışmaktayız…

MİKRO İĞNELER İLE KONFORLU TEDAVİ

Kısaca “Altın İğne” de denilen Fraksiyonel mikroiğneli radyofrekans yöntemi; uzun yıllardır tıpta kullanılan radyofrekans enerjisinin son dönemlerde cilt gençleştirme yöntemi olarak kullanılmaya başlanan şeklini ifade ediyor. Altın kaplı mikroiğneler derinin alt tabakalarına kadar ulaşarak radyofrekans enerjisini iletiyor; ulaşan bu enerji ile derinin dermiş tabakasında ısı oluşuyor. Bu ısı ile kolajen üretimi tetikleniyor. Altın iğne yönteminde; radyofrekans enerjisi iğnenin ucundan deri yüzeyine doğru azalarak devam ettiği için etkinin özellikle derinin alt tabakalarında oluşması amaçlanıyor. Böylelikle derinin üst katmanında belirgin kızarıklık soyulma ve kabuklanma görülmüyor. İğne girişleri ile yüz bölgesinde ortalama 10-25 bin arası kanal açılıyor ve bu kanallar boyunca radyofrekans uygulanıyor. Böylelikle yüzde, alından çeneye kadar tüm alanlar taranmış oluyor.

Altın İğne, ortalama 3-6 seans olarak uygulanıyor. “Seanslar sırasında ağrı hissi minimaldir” diyor doktorlarımız.

“İşlem sonrasında kızarıklık, şişlik gibi etkiler 2-6 saat sonra tamamen geriler, takip eden günlerde ince bir kabuklanma oluşabilir ancak yoğun ve rahatsız edici bir soyulma olmaz, hastalar sosyal hayatlarına devam edebilirler.”

Altın İğne, akne skarı gibi derin izlerin tedavisinde 3.5 mm derinliğe ulaşılabilmesi nedeniyle oldukça etkin bir tedavi imkanı sağlıyor, yanık skarı, ameliyat izleri ve yara izlerinin tedavisinde de başarı ile uygulanıyor.

altin-ignenin-kullanim-alanlari

DERİ KENDİNİ ONARIYOR

Altın İğne’nin antiaging tedavileri içinde de önemli bir yer ediniyor.

“0.5-3.5 mm arasında derinin her tabakasında etki göstererek yeni kollajen oluşumunu tetikler ve deride gerginleşme, gözeneklerde daralma ve lifting bulguları ortaya çıkar. Ortalama üç seans olarak uygulanan antiaging tedavileri derinin kendini yeniden yapılandırmasına olanak sağlar. Deride meydana gelen onarılma ve yapılanma etkisi ile lekelerde de belirgin açılma gözlenmektedir. Leke protokollerinin bir parçası olarak kullanılmaktadır.”

Uygulanan işlemin yan etkisi bulunmuyor. Deriye uygulanan kontrollü hasarın, derinin yeniden yapılandırmasına imkan vermesi sebebiyle doğal bir gençleştirme yöntemi olarak tanımlanıyor. Üst deride hasar oluşturmaması nedeniyle, yaz aylarında da güvenle uygulanabiliyor.

Kaynak: Esteworld Magazine 18. Sayısı