Salgın yorgunluğu ile başa çıkmanın 5 yolu

İnsanlık olarak yaklaşık bir yıldır dünya çapında bir salgın yaşıyoruz. Maske, mesafe ve karantina hayatımızın bir parçası haline geldi. Ölüm haberleri ise neredeyse sıradanlaştı. Kendimizi hiç bitmeyecek bir korku filminin, salgın temalı bir bilim kurgunun içinde gibi hissediyoruz. Bunun kötü bir rüya olmasını, sabah uyandığımızda her şeyi eskisi gibi bulacağımız günlerin gelmesini dileyerek uyuyoruz ama bu kabus uzun bir süre daha hayatımızı yönetecek gibi görünüyor. Çaresizlik, kapana kısılmışlık, eli kolu bağlanmışlık hissi kaplıyor tüm benliğimizi. Sıkıldık, yorulduk ve bunaldık. Oysa güçlü olmalı, psikolojimizin bağışıklığımızı direkt olarak etkilediğini unutmamalıyız. Pandemiyle yaşamayı hatta bu süreçte de mutlu olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Amerikalı psikolog Carisa Parrish, pandemi nedeniyle hemen hepimizde oluşan kaygı ve stresin çok normal olduğunu, olumsuz duyguları doğru yönettiğimiz takdirde kendimizi çok daha iyi hissedeceğimizi söylüyor. Tüm dünyanın içinden geçtiği bu zorlu süreci daha kolay atlatmak ve psikolojik sağlığımızı korumak mümkün. Haydi gelin Parrish’in önerilerine kulak verelim.

1. Kendinizi bırakmayın

Evet, zor zamanlardan geçiyoruz. Gerek salgın gerekse salgın temelli ekonomik ve sosyal kısıtlamalar üstümüze üstümüze geliyor. Ölüm adeta kapımızda. Ve modern insanın en hoşlanmadığı şey olan belirsizlik her daim hayatımızda. Tüm bunlar bir gerçek. Peki biz bu gerçek karşısında, yenik bir boksör gibi başımız önde ringi terk edip köşemize mi çekileceğiz yoksa tüm gücümüzü toplayıp mücadeleye devam mı edeceğiz? İlk seçenek yani bırakmak, sokak tabiriyle “kendimizi salmak” kolay. Zor olanı ise silkinip ayağa kalkmak ve bir kriz planı yapmak; yol haritası çıkarmak. Başkası değil biz; sonra değil hemen şimdi!

2. Bu filmin süper kahramanı sizsiniz

Bilim insanlarından devlet yöneticilerine, din adamlarından tıp uzmanlarına herkesi şaşkına çeviren; hepimizin hayallerini, planlarını, geleceğini altüst eden bir olgu var karşımızda: Pandemi. Bu ciddiye alınması, tümüyle buna göre hareket edilmesi gereken bir durum. Kurallara ve tedbirlere uyup hayatımızı ve sevdiklerimizi korumak bizim elimizde. Bu filmin süper kahramanı biziz. Her birimiz kendi hikayemizin kahramanıyız. Bu nedenle tıpkı her durumda korkusuzca en doğrusunu yapan bir süper kahraman gibi güçlü olmalı, hayatımızın inisiyatifini elimize almalı, bir kurtarıcı beklemekten vazgeçmeliyiz.

3. İlk adım: Durumu kabullenmek

Sevdiklerimizle bir araya gelememek, sosyalleşememek, işe/okula gidememek zor biliyoruz. Ancak bu durumun üstesinden gelmek için en önemli adım kabullenmek. Evet dünyayı etkisi altına alan bir salgınla karşı karşıyayız ve biz yaşam döngüsü anlamında tam da böylesi bir döneme denk geldik. Bu gerçeği değiştiremeyeceğimize göre başa çıkmak için birtakım yollar araştırmalıyız. Kendi zevklerimize, ilgi alanlarımıza, yaşam alışkanlıklarımıza göre ve elbette maske ve mesafe gibi hayati kurallar çerçevesinde “yeni normal”imizi tasarlamalı ve hayata geçirmeliyiz. “Hayat biz planlar yaparken başımızdan geçenlerdir” diyordu dünyaca ünlü müzisyen John Lennon. Evet büyük resmi değiştiremeyiz belki ama bize kalan alanı az da olsa tasarlayabilir, bu süreci daha yaşanabilir hatta keyif alınabilir hale getirebiliriz.

4. Yeniliklere ve değişikliklere açık olun

Pandemi süreci boyunca her dönem; yeni kurallar, yasaklar, kısıtlamalar, gereklilikler girdi hayatımıza. Bahar aylarında farklı, yaz aylarında farklı, şimdi ise farklı gündemlerle karşı karşıyayız. Bilim insanlarından, medyadan, tıp otoritelerinden ve siyasetçilerden sürekli bir veri akışı var. Hemen her gün virüsle mücadeleye, dolayısıyla hayatımıza yönelik birtakım kararlar açıklanıyor. Bu bilgi ve yönlendirmeleri takip etmek, buna uygun davranmak, yaşamımızı buna göre şekillendirmek konusunda esnek olmamız, zihnimizi açık tutmamız gerekiyor. Evet alışkanlıkları değiştirmek dünyanın en zor şeylerinden biri. Ancak dediğimiz gibi bu gerçek anlamda bir “hayat memat meselesi”.

5. Dünyayla bütünleşmenin gücünü hissedin

İyi veya kötü, dünyanın değişmez bir kuralı vardır; hiçbir şey sonsuza dek sürmez. Genelde iyi şeyler bittiğinde aklımıza gelen bu gerçek, pandemi sürecinde neredeyse tutunacağımız yegane dal haline geldi. Bu yıpratıcı dönem er ya da geç bitecek. Ve en önemlisi de şu: Sevdiklerimize doyasıya sarılamadığımız, izole yaşayıp sosyalleşemediğimiz şu dönemde kendimizi çok yalnız hissetsek de aslında durum hiç de öyle değil. Dünyadaki herkes bizimle aynı şeyleri düşünüyor, hissediyor, yaşıyor. Mesafeler uzak olabilir ama birbirimizle daha kuvvetli empati kurabiliyoruz. Fiziksel olarak bir arada değiliz ama ruhsal ve zihinsel anlamda belki de şu ana dek hiç olmadığı kadar yakınız. Bu bir aradalığın farkında olmak, kendimizi ve kurduğumuz empatiyi güçlendirmek ruh sağlığımız için hem çok gerekli hem de çok yararlı. Dünyanın dört bir yanındaki insanları düşünün ve empati kurmaya çalışın; emin olun bu size çok çok iyi gelecek.